Eylül Esintisi - Çocukluk İdolüm Filiz Akın

Çocukluk İdolüm Filiz Akın

Giden sevdiklerimin ardından yazmak benim için zor. Çocukluğumun idolü Filiz Akın’a ait içimde uçuşan onca anı ve fotoğrafı sözcüklere sığdırmak hiç kolay olmayacak ama bir yerden başlamam gerek…

Filiz Akın, eşi Sönmez Köksal Beyin bildirdiğine göre 21 Mart 2025 ekinoks gecesi 82 yaşındayken bu dünyaya veda etti ve vasiyeti üzerine 22.3.2025 günü ailesi ve yakınları tarafından sessiz sedasız bir şekilde Aşiyan Mezarlığına defnedildi.

Aramızdan ayrılışının 1.yıl dönümünde ben size çocukluğumun Filiz Akın’ından söz etmek istiyorum. Çünkü çocukluk idolüm Filiz Akın, yaşam simgelerim, anılarım ve doğup büyüdüğüm eski İstanbul’umdur (1)

 

Filiz Akın’ın keşfedildiği ve sinema kamerasıyla ilk tanıştığı “Akasyalar Açarken” filmidir. 1962 yılında çevrilen bu filmi yıllar sonra izledim.

Filiz Akın 19 yaşında incecik, akça pakça güzel ve de acemi. Adeta yıllar içinde tüm ihtişamıyla açmayı bekleyen beyaz bir zambak misali…

Diğer yandan Akasya ağacı beni onunla buluşturan çocukluğumun en önemli simgelerinden biri. Benim çocukluğum akasya ağaçlarının altında geçti.

Yazlık sinema panosunun asıldığı akasya ağacı onu benim küçük dünyama bağlayan ilk ortak kodumuz. İlkbaharda sokağımıza dolan akasya çiçeklerinin o mis gibi kokusu hala hafızamda saklıdır.

Bugün bile ne zaman bir akasya kokusu duysam çocukluğum ve Filiz Akın canlanır gözlerimde ve bir kız çocuğunun kırık dökük sesiyle mırıldandığı o hüzünlü dizeler;

“Gelmez o günler, dönmez o günler, mazide kaldı hep…”

“Beyoğlu’nu, Dolapdere’ye bağlayan Ömer Hayyam caddesinin kenarları büyük Akasya ağaçları ile çevriliydi. Yokuş aşağı inen ve irili ufaklı gayri muntazam taşlarla döşeli caddenin bir yanında Samancı Meydanı, diğer yanın son kısmına doğru bizim sokağımız yer alırdı. Caddenin hemen bitimindeki Akasya ağacı benim ağacımdı. Çünkü o ağaca Yenişehir’deki Ali Belenli Yazlık Sinemasının film tabelası asılırdı. Ben her sabah uyanır uyanmaz doğruca soluğu o ağacın altında alırdım. Bakalım Filiz Akın’ın filmi gelmiş mi diye…”  (2)

 

Ülkemizin 1960’lı ve 1970’li yıllarında dar gelirli insanların hoşça vakit geçireceği en önemli eğlence mekanlarının başında sinema gelirdi. Sanırım o dönemde sinema büyüsünün sarmadığı çok az insan vardı…

Annelerimiz, halalarımız, teyzelerimiz ev işlerinden, hayatın bitip tükenmez dertlerinden bir an uzaklaşıp rahat bir nefes alabilmek için soluğu sinema salonlarında alırdı, peşi sıra bir alay çocuk…

Bağrış, çağrış, gazozlar, frigolar, göz yaşları ve avuçlar patlarcasına alkışlar… Tahta sandalyeleriyle yazlık sinemalar başlı başına bir cazibe merkeziydi…  

Tıpkı masallarda olduğu gibi Türk filmlerinde de çoğunlukla kötüler kaybeder, iyiler kazanırdı. O yıllar henüz insan sevgisinin değerinden pek bir şey yitirmediği yıllar olduğundan “iyilik” en önemli insanlık vasfıydı, ne yazık ki şimdilerde yok olan…

Genellikle herkesin birbirini sevip saydığı yıllara ait o filmler sonradan alay konusu edilse bile kimsenin inkâr edemeyeceği bir saflık ve iyilik ışıltısı yayardı.

Filiz Akın’ın ışıl ışıl aurası beyaz perdeyi kapladığında ondan izleyiciye sıcacık bir büyü yayılırdı. Uzun sarı saçları, muzip halleri, tatlı tebessümü, bir birbirinden şık kıyafetleri ve modern havasıyla ona hayran kalmamak elde değildi.

Onun filmlerini izlemek için can atardım. Bu yüzden sinemayı seven “Gülizar” halamın peşine az düşmemişimdir. Kalabalık bir aile olduğumuzdan halam hepimizi bir seferde film izlemeye götüremezdi.

O zaman mutlaka halama musallat olur gördüğü Filiz Akın filmini anlatmasını isterdim. Gülizar halamın müthiş bir anlatma yeteneği vardı. Onun anlattığı eski hikâyeler ve filmleri ağzımız açık dinlerdik. Ruhu şad olsun.

Çocukluğumun bir unutulmaz anısı da yakın arkadaşım “Sedef” ile birlikte oluşturduğumuz artist koleksiyonuydu. Ben Filiz Akın fotoğraflarını o ise Türkan Şoray fotoğraflarını biriktirirdi. Bu koleksiyonu günümüze taşıyamadığım için nasıl üzgünüm anlatamam…

Aramızdaki anlaşmaya göre mecmua ve gazetelerden topladığımız Filiz Akın fotoğraflarını o bana, Türkan Şoray fotoğraflarını da ben ona vererek birbirimizi desteklerdik. Buna Golden, Zambo, Mabel gibi sakızlardan çıkan artist resimleri de dahildi.

  

Çocukluk eğlencelerimiz arasında bir de “sinemacılık oyunu” vardı. Bu oyunu ilk çocukluk arkadaşım “Sema” ile oynardık. Renkli tebeşirlerle kendimize makyaj yapar ben Filiz Akın, o da Fatma Girik rolüne girerdi.

Hele o filmlerin şarkıcı sahneleri yok muydu! bitirirdi beni, en çok da o role bayılırdım. Karşı komşumuz terzi “Aysel” ablanın cicili biçili geceliklerini giyip, saç fırçasını da mikrofon yapıp o dönemin bütün popüler şarkıları ile ortalığı inletirdik.

Bir de kiraz mevsiminde “Canan” ablamın saçımı kulağımın arkasına çekip taktığı kiraz küpeleri hiç unutamam. Sonra da ayna tutup “bak işte Filiz Akın” gibi oldun demesine inanmayı çok istesem de inanamaz hemen itiraz ederdim.

“Ama benim saçlarım sarı değil, onun ki gibi güzel kıyafetlerim de yok, nasıl Filiz Akın olacağım” dediğimde “dert etme, büyüyünce saçlarını sarıya boyatır, kendine güzel kıyafetler de alırsın olur biter” diye beni heveslenirdi. Kolay mıydı Filiz Akın olmak! Bilirdim ama tesellisi bile güzeldi.

Canan ablamın o Filiz Akın dopingi annemin şantajlarını bertaraf etmeme yaradığından beni kurtarırdı zira annem bana bir şey yaptıramadığında, “hiç söz dinlemiyorsun seni kimse almayacak başıma kalacaksın” dediğinde, “hiç bile büyüyünce saçımı Filiz Akın gibi uzatıp sarıya boyatayım, bir de dar etek giyip tıp tıp yürüyeyim almasınlar da görüyüm bakalım…” diye hemen karşı taarruza geçerdim. Tabii maaile üzerime gülerdi…

Demem o ki Filiz Akın çocukluğumun her safhasına nüfuz etmişti. O dönemde yazlık sinemalara gelen Türk filmlerinin tanıtımı reklam arabalarıyla sokak ve caddelerde dolaşarak ilan edilirdi. Elbette onlara da hemen kulak kesilirdim.

Filiz Akın’ın güzel, zarif ve asil duruşunun ardına saklamaya çalıştığı o derin hüznünü çocuk yaşıma rağmen sezerdim. Çünkü o duyguya aşinaydım…

Bu öyle pek ortalığa saçmayı sevmediğimiz ama yüzümüze, gözümüze, halimize tavrımıza sinmesini de bir türlü önleyemediğimiz “hüzün” dü ve aramızdaki ikinci ortak kodumuzdu.

Yıllar sonra bu ortak kodlara astrolojik mercek tutuğumda artık bir adı vardı; “Satürn-Venüs” kodu. Bu konuda Filiz Akın’la ilgili bir yazımız da mevcut (3)

Türk Sinemasında 60 yıllara kadar “star” olgusu hakimdi. Ancak 70’li yılların sonuna doğru star olgusu zayıfladı. Dönemin öne çıkan dört ünlü kadını, kendilerine atfedilen “dört yapraklı yonca” simgesinde bir araya getirilmişti (4)

 

Bu dört star; Filiz Akın-Türkan Şoray, Fatma Girik ve Hülya Koçyiğit’idi.

O dönem izleyicisinin genellikle diğerlerinden biraz daha çok sevdiği bir as yıldızı olurdu. Hiç şüphesiz benimkisi Filiz Akın’dı.

Aslında Filiz Akın Türk sinemasında çok daha iyi değerlendirilebilirdi zira kültürlü ve görgülüydü. Dönemin en önemli okullarından biri olan Ankara Ted Koleji mezunuydu. Potansiyeli ve bilgi donanımı yüksek, modern bir yüzdü.

Yavuz Pak onunla ilgili olarak şu tespitte bulunmuştur;

“Romantik Yeşilçam’ın realist sanatçısı”

Filiz Akın daima saygın ve elit bir sanatçıydı. Seviyesizliğe kesinlikle prim vermezdi. Türk sinemasında kendine özgü duruşuyla “sarışın vamp kadın” klişesini kıran kadındı. Kırılgan, naif, hassas bir o kadar da komik ve müthiş taklit yeteneği olan sanatçı 100 aşkın filmde rol aldı.

 

İflah olmaz bir Filiz Akın hayranı olan Pınar Çekirge ise çevirdiği tam film sayısını 117 olarak vermektedir. Filiz Akın aynı zamanda gerçek bir cumhuriyet kadını ve vakur bir hanımefendiydi. Bizim kuşak için Filiz Akın masumiyet çağı demekti…

 

Bir zamanlar o da Cüneyt Arkın gibi Türk milletinin kimsenin aklına ihtiyacı olmadığını belirterek akli insanlar kervanına katılmadı.

Bugün Yeşilçam filmlerini izlediğimizde- tüm eksiklik, abartı ve kusurlarına rağmen- yitirilen o masumiyeti hatırlıyoruz, saygılı, ölçülü, şık, nazik ve zarif tavırları özlüyoruz.

 

Filiz Akın oğlu İlker İnanoğlu ile de “Yumurcak” adlı bir dizi film çevirdi. Yumurcak da Türk izleyicisinin kalbini fethetti. İlker İnanoğlu annesinin vefatından sonra büyük bir boşluk hissettiğini dile getirdi;

 “Kalbimin yarısı gitti, öksüzlük buymuş demek”

  

Vefatının ardından birçok kuruluş ve kişi Filiz Akın’la ilgili duygu ve düşüncelerini kamuoyuyla paylaştı. Filiz Akın, Türk izleyicisine güzel filmler ve anılar bırakarak gitti bu dünyadan. Çoğumuzun hayatına bir renk bir güzellik kattı. Bir neslin hafızasına bıraktığı anlamlı izlerle ölümsüzlüğe imzasını attı.

Ankara Büyük Şehir Başkanı Mansur Yavaş’ın Filiz Akın henüz hayattayken Beypazarı’nda doğduğu evin bulunduğu sokağa onun adını vermesi taktire şayan bir davranış. “Filiz Akın Sokağı” Ne güzel bir jest. Var olsun Mansur Bey. Aslında insanları yaşarken taktir etmek, sevgi sunmak bence çok daha anlamlı. 

 

Filiz Akın’ın sessiz sedasız defnedilme isteğini çok iyi anlıyorum. Günümüzde ünlülerin cenaze törenleri saygıyla, sukutla gideni uğurlamaktan ziyade adeta yapay gövde gösterisine ve selfi çekme şovuna dönüştürülüyor.

Hoş, sıradan insanların cenaze töreni de eski ağırbaşlılığını yitirdi ya! Orada ne için toplandığını unutanlar sessiz olunması gereken töreni adeta bir gevezelik, bir dedikodu iklimine çeviriyor. Cenaze töreni bir oldubittiye getirildiğinden ölen kişi layıkla uğurlanamıyor. Bu türlüsünü içim almadığından ben de artık çok az cenaze törenine katılıyorum.

Türk Sinemasının unutulmaz siması, çocukluğumun idolü Filiz Akın fiziken aramızdan ayrılmış olsa da dalları pencereme uzanan akasya ağacımda, kuş cıvıltıları arasında her daim bana bakıp gülümsüyor…

Güzel, zarif ve asil ruhu şad olsun.

  

Filiz Akın (2.1.1943-22.3.2025)

Dipnot:

1) Filiz Akın’la ilgili daha önce Eylül Esintisi’nde kaleme aldığım yazılar mevcut. O yazılardan başlıcaları “Akasya Ağacım ve Filiz Akın”“Harika Bir Talihsizlik (XII)” ve “Başrolde Satürn” dür. Ayrıca kendisine atıfta bulunduğum yazılarım da bulunmaktadır.

(2) “Akasya Ağacım ve Filiz Akın” yazımdan bir bölüm.

(3) “Harika Bir Talihsizlik (XII)” yazı dizimizin bu bölümü ağırlıklı olarak Filiz Akın’a ayrılmıştır.

(4) Ben çocukluğumdan bu yana bir Filiz Akın hayranı olmakla birlikte bu 4 yapraklı yoncanın taç yaprağından biri olan Türkan Şoray’ı da çok beğenir ve oyunculuğunu taktir ederim. Onu da daha sonra başlı başına bir yazıda kaleme alacağım.

Kaynakça:

1) Nazan Öngiden- Çocukluk Anıları

2) Pınar Çekirge- Başrolde Filiz Akın

3) Bircan Usallı Silan- Dört Yapraklı Yonca

4) Filiz Akın- Hayata Merhaba

5) Filiz Akın- Güzelliklere Merhaba

6) Filiz Akın Filmleri;

Akasyalar Açarken-Memduh Ün Filmi 1962 yılı/Filiz Akın-Göksel Arsoy

Gurbet Kuşları- Halit Refiğ 1964 yılı/1.Antalya Film Festivalinde en iyi film ve yönetmen ödüllerini aldı/ Filiz Akın- Cüneyt Arkın

Geçmiş Bahar Mimozaları- 1989 yapımı TV dizisi/Filiz Akın-Rutkay Aziz

Umutsuzlar filmi- Filiz Akın-Yılmaz Güney (1971)

Ankara Ekspresi- Filiz Akın- Ediz Hun (1970)

Tatlı Dillim- Filiz Akın Tarık Akan (1972)

Paşa Kızı- Filiz Akın-Kartal Tibet (1967)

Efkarlıyım Abiler- Filiz Akın -Sadri Alışık (1966)

Kolejli Kızın Aşkı- Filiz Akın- Ayhan Işık (1965)

Küçük Sevgilim-Filiz Akın- Cüneyt Arkın (1971)

Yumurcak- Filiz Akın-İlker İnanoğlu- Kartal Tibet (1969)

 

 

ÖNCEKİ YAZI Bayram Günleri SONRAKİ YAZI
Çocukluk İdolüm Filiz Akın
Çocukluk İdolüm Filiz Akın
26.03.2026 10:49:27
Bayram Günleri
Bayram Günleri
19.03.2026 11:34:02
Geleneksel Tatlımız Güllaç
Geleneksel Tatlımız Güllaç
15.03.2026 16:00:26
Yorum Yazın