Eylül Esintisi - Estetik Mucize mi Estetik Ucube mi?

Estetik Mucize mi Estetik Ucube mi?

Çağımız kadını “Güzellik Endüstrisi” tarafından ele geçirildi. Aynılaştıran ve çirkinleştiren bir “güzellik algısı” tarafından hipnotize edildi. Neredeyse estetik operasyon salgınına tutulmayan kimse kalmadı!

Antik Yunan’da “Hybris” kibir ve ölçüsüzlük anlamına gelir. Günümüz estetik anlayışı bu hibris ağını temsil etmektedir. Artık kadın bedeni bir estetik ve fitness nesnesi durumundadır.

Ünlüsünden ünsüzüne hemen bütün kadınların kaş, göz, ağız, burun, yüz tipi adeta bir “tıpkı basım” çıktısı! Kadınları doğal güzellikten uzaklaştırıp yapay görünüm veren tuhaf ve çirkin bir estetik piyasası ortalığı plastik ürünlerle tıka basa doldurmuş durumda (1)

Maalesef bu öyle yüz ifadesini yok etmeden yüze tazelik ve zindelik kazandıran ufak tefek dokunuşlardan oluşan bir estetik müdahale değil, tersine kişiyi kendi gerçekliğinden koparıp uzaklaştıran, kendine ait değilmiş hissi veren, yabancı yüzler ortaya çıkaran ve beraberinde bir sürü psikolojik sorunu tetikleyen bir metamorfoz durumu.

Nereye savruluyoruz? İleriye mi yoksa geriye mi? Belli değil! Yeryüzü serüvenimizde insanlığa giden yoldaki evrim çizelgesini bir hatırlayalım;

Primat: Latince “ilk” anlamına gelir. İnsan olma yolculuğundaki ilk sınıf. Tam 70.000.000 yıl önce.

Hominid: Latince “insanımsı” anlamına gelir. Bu koldan 30.000.000 yıl önce ilkin büyük maymunlar sonra 5.000.000 yıl önce ilk insanların atası sayılan tür ortaya çıktı.

Homo Erectus: Yunanca “dik duran insan” anlamına gelir. 1.600.000 yıl önce Afrika’dan çıkıyor. İlk olarak ateşi kullanıyor.

Homo Neandertal: 300.000 yıl önce ilk izine Almanya’da Neander vadisinde rastlandığından bu türe Neanderthal adı verildi. Şimdiki insan türünden daha iri yapılı ve kafatasları daha büyüktü. Yaklaşık 200.000 ile 50.000 yıl arası Homo Sapiens Neanderthalensis türü tüm Avrupa, Asya ve Afrika’ya yayıldı.

Homo Sapiens Sapiens: 50.000 yıl önce modern insan çağı başladı. Homo Sapiens Neanderthalensis ve Homo Sapiens Sapiens önce birlikte yaşadılar. Ancak daha ileri bir dönemde birbirleriyle karıştılar. Neanderthalllerin soyu tükendi ve ortam Homo Sapiens Sapiense kaldı.

Dolayısıyla son 30.000 yıldır varlığını sürdüren tek hominid türü bizleriz. Peki şimdi hangi yol ayrımındayız? Hangi türe evrilme faslındayız?

Biz nasıl ki bizden önceki türleri inceliyorsak bizden sonrakilerin de bizi inceleyeceği kesin. Kim bilir kaç asır sonra tarihi kayıtlarla arkeolojik bulguları karşılaştıranlar tarihe nasıl bir not düşecekler?

“Demek ki “mutanlaşma süreci” 2000’li yıllarda ivme kazanmış. Hızla organik yapıdan inorganik yapıya evrilmişler. Doğallıktan eser kalmamış. Dişi cinsi sanki fabrikasyon ürünü, 3D yazıcısıyla mı çoğaltmışlar bunları?

Bulgularını kalem kalem sıraladıklarını gözümüzde bir canlandıralım;

  • Kaşlar kalemle çizilip tokmakla dövülmüş gibi tek tip, doğal kaş numunelik bile kalmamış.
  • Ördek ağız, hokka burun. İnce dudak, heybetli burun namına bir şey bırakmamışlar. 
  • Gözler hortlak görmüş gibi dona kalmış, takma kirpikler adeta çalı süpürgesi. Kaşlar ve gözler yaratana yan bakarcasına yukarı asılmış. Reptilyan modası mı hakimmiş!
  • Yüzler dolgu veya botoksla balon gibi şişirilmiş, çok ilginç hemen hepsi çıkık elmacık kemiğiyle kafayı bozmuş…
  • Dişler dizi dizi porselen ya da mine kaplama. Ne hikmetse ön üç diş at dişi iriliğinde ve ağızdan dışarıya fırlayacak gibi duruyor.
  • Çıtçıtlı kaynak saçlar, rengarenk boyalı upuzun takma tırnaklar. Bu cadı tırnakları kazara bir yerine değse insanı mezara sokar.
  • Vücutlar silme dövmeli, ağız, burun, dil, kulak piercingli. Bir zamanlar ayıların burnuna da buna benzer halkalar takıyordu bunlar…
  • Silikon yastıklı göğüs ve popolar. Göğüsler büyümüş neredeyse ağzın içine girecek.
  • Poplar yer çekimine meydan okurcasına havaya kalkmış. Bunların bu duruma uygun bir de meşhur argo sözü vardı galiba…

Ne yapmış bu Havva kızı kendine böyle? Birbirine benzerlikte şuursuz bir rekabet içine girmişler! Eril cinste de bir miktar yapay takviyeler mevcut. Bir kısmı da sanki iki cins arasında sıkışıp kalmış. Bir kısım da eril ve dişil ayrımını sıfırlayacak derecede birbirine benzemiş. Ancak dişisi bir felaket! Doğallıktan eser kalmamış…

Bu çirkinliği kim “güzellik” diye işlemiş bunların beynine? İnsan doğal halinden bu kadar mı rahatsızlık duyar? Ne tuhaf ne saçma bir var oluş biçimi! Bunların hiç mi başka işi gücü kalmamış? Hiç mi kendilerinin dışında bir konuya merak sarmamışlar? Koskoca evren hakkında hiç mi kafa yorma zahmetinde bulunmamışlar da kafayı sadece dış görünüşleriyle bozmuşlar!

Yarınlara notumuzdur;

Yapaylığın kutsanması sonucu insan önce ruhunu sonra cismini, adını ve sanını yitirmiş. Organik var oluş bitmiş, insan seri numarası olan bir robota dönüşmüş.  Homo Sapiens kendi kafasına sıkmış…”

Şimdi bakış açımızı yeniden gelecekten günümüze çevirelim ve organikten inorganiğe geçme çılgınlığının nedenleri üzerine biraz kafa yoralım. 

Estetik üstüne estetik yaptırmak fakat gene de yetinmemek, bir türlü memnun olamamak, güzellik histerisi ile depresyon arasında mekik dokumak… Psikolojide bu rahatsızlığa “beden algısı bozukluğu- dismorfofobi” diğer bir deyişle “kendini beğenmeme hastalığı” adı veriliyor.

Bu rahatsızlık kadınlara dayatılan egemen görüşler ve moda akımlarıyla durmadan pompalanıyor. Gereksiz bir sürü estetik operasyon ve hemen sonrasında gitgide büyüyen kendinden memnuniyetsizlik…

Aslında dış görünüşe bu denli anlam yüklemenin, vitrin süsünden ibaret olmanın kadını bir piyasa malı durumuna indirgediğinin acaba kaç kadın farkında? Gelinen nokta insanı “kusursuz yapaylık” mı yoksa “kusurlu doğallık” mı ikilemiyle de yüz yüze bırakıyor. Bernard Rudofsky’nin deyişiyle;

“Yeryüzünde insandan başka gövdesinin biçimini değiştirmeye çalışan, onunla uzlaşmayan bir canlı türü daha yoktur”

Elbette güzellik göreceli bir kavram olduğundan ve insanlar bu konuda farklı görüşlere sahip bulunduğundan neyin güzel veya çirkin olduğunu belirlemek o kadar kolay değil.

Kadınlar kendilerine dayatılan bu hokka burun, ördek ağız, Venüsyen (vazo) vücut tipi gibi güzellik kalıplarını reddetme hakkına ve “ben olduğum halimle iyiyim, böyle de güzelim” diyebilme iradesine her zaman sahip.

Bu nedenle modern hayatın, sosyal medyanın, film ve reklam dünyasının kendilerini formatlamasına izin vermek zorunda değiller. Benlik saygısı düşük, değersizlik hipnozu derin ve sosyal ilgi açlığı çeken kadınlar bu tuzağa daha kolay düşmektedir.

Ancak ünlü ya da ünsüz bu “Hybris” ağının dışında kalmayı başaran, kendini her yönüyle geliştirmiş, kendine saygısı yüksek ve uğradıkları eleştiri bombardımanı karşısında sağlam bir duruş sergileyen kadınların varlığını da yabana atmamak gerekir, sayıları az olsa da… (2)

Bir kadının değerini belirleyen salt fiziksel görünümü olmayıp aurasını ışıldatan özüdür. Kırışıklık ve sarkıklık zamanın beden üzerinde bıraktığı anlamlı izlerdir.

Yüzdeki her çizgiyi, bedendeki her sarkıklığı giderme saplantısı yaşanmışlığı inkâr ve özüne ihanet etmek demektir. Oysa ifade gerçekliği diye bir şey var. Yaşı ilerleyen bir kadın istediği kadar yüzüne 20 yaş gerginliği kazandırsın gerçek yaşına ait yüz ifadesi, donuklaşan gözleri, sönükleşen bakışları o gergin ciltle tezat teşkil edeceğinden ne yaparsa yapsın “buzhane balığı” görünümünden kurtulamayacaktır…

Henüz ifade gençliğinin mucidi ortaya çıkmadığından bir insanın yaşıyla barışık yaşaması daha sağlıklıdır. Kadınlar standardize edilen güzellik anlayışının kulu kölesi olmamalı ve kendilerine giydirilmek istenen o deli gömleğini reddetmelidir.

 

Bir Barbara Streisand’ın heybetli burnu ne sanat gücünü kırmış ne de şöhretini engellemiştir. Audrey Hepburn’ün de minyon yüzünün ortasında oldukça iri bir burnu vardır ve sıska bir erkek çocuğu beden yapısına sahiptir. Ancak sanat otoritelerinin fikir birliğiyle dünyanın “en zarif sanatçısı” unvanını taşımaktadır.

      

Keza Tilda Swinton doğal kaşları, ince dudakları ve hokka olmayan burnuyla son derece doğal bir güzellik sergilediği gibi oyunculuk gücüyle de büyülemektedir. Nam-ı diğer “bin bir surat Tilda” dır. Üçü de tek tip güzellik anlayışının dışında kalan kendine özgü güzellerdir.

İnsanı insanlıktan çıkaran başkalaşım operasyonlarının bir adım sonrası ortalığın “mutant” yaratıklarla dolup taşması olacaktır çünkü sağlık ve estetik ittifakı insanı onarmanın ötesinde insanı bozma hedefi gütmektedir.

Büyük ölçüde tıbbileşen hayatlarımız ve sağlığın abartılarak adeta günümüz tanrıçası ilan edilmesi sonucu biyoteknolojiler ve nanoteknolojiler alanındaki hummalı çalışmalar insan denen varlığın organikten inorganiğe geçişini yani robotlaşma sürecine ivme kazandırmaktadır.

Oysa insanın cismi ortadan kalkınca adı sanı kalmayacak. Sadece bir seri numarasına indirgenecektir. Böylece Homo Sapiens doğal evrim sonucu değil yapay evrim sayesinde belki Siborglara belki de tanımlanamayan mutant yaratıklara dönüşecektir (3)

Trans-hümanist devrimin vadettiği “yaşlanmayı durdurma” ve “ölümsüzlüğe erişme” hedefinin insanı ayartıcı bir çekiciliği olsa da insan türünün soyuna kibrit suyu dökeceği unutulmamalıdır.

Yeryüzünün farklı coğrafyalarının, farklı etnik kökenlerinin ve farklı kültürlerinin sosyal medyada yapay bir şekilde eşitlenmesi, tek tip dijital yüzler ve arkasına gizlenmiş dijital benlikler dijital asimilasyonun yaygınlaşma hızını göstermektedir.

Belki de güzellik alanındaki gerçek devrim bu dijital maskeleri çıkarmaya cesaret ettiğimiz gün başlayacaktır. Katalog estetiği ve filtre kullanımı bağımlığından kurtulduğumuzda gerçek anlamda özgürleşebileceğiz.

Aslına bakarsanız gerçek güzellik dayatılan kalıplara, dışsal kıstaslara sığar mı? Gerçek güzellik kişinin kendini nasıl hissettiğiyle yakından bağlantılıdır. Aynı zamanda kendini geliştirme düzeyiyle de doğru orantılıdır.

Bu nedenle estetik kaygıları veya cinsel rolleri tetikleyerek kadını doğallıktan yapaylığa sürükleyen moda akımlarının ayartmasına ve güzellik endüstrisinin formatlamasına izin vermeyerek otantik güzelliğine sahip çıkan, sürü psikolojisi salgınına tutulmayan o nadide ve gerçek anlamda güçlü kadınlara selam olsun…

 

Dipnot:

(1) Sağlık açısından zorunlu olan estetik müdahaleler bu tartıştığımız hususun dışındadır.

(2) Bu çirkinleştiren güzellik algısına kanmayan kadınların acımasızca eleştirildiklerine maruz kalan kadınlardan biri de Julia Roberts’tir. Onun orta yaştaki halini beğenmeyip, geniş burun delikleri göz büyüklüğünde diye alay edenler olmuştur.

(3) Trans-hümanist devrimle Homo Sapiensin Siborglara evrilmesi konusu başlı başına bir yazı konusu olduğundan burada ayrıntıya girmedik.

Kaynakça;

1) Isaac Asımov-Bilinmeyen Tehlike

2) Michıo Kaku- İnsanlığın Geleceği

3) Yuval Noah Harari-Homo Deus

4) Yuval Noah Harari-Hayvanlardan Tanrılara Sapıens

5) İlim Dünyası- Dayatılan Güzellik Anlayışı

6) GGzt- Bu dönemde filtresiz yüz, dijital asimilasyona karşı

7) Jin Dergi- Estetiğin “Güzellik” ile İmtihanı

 

ÖNCEKİ YAZI Fırında Patates SONRAKİ YAZI
Estetik Mucize mi Estetik Ucube mi?
Estetik Mucize mi Estetik Ucube mi?
28.01.2026 11:46:15
Şampanya Yüzünden...
Şampanya Yüzünden...
06.01.2026 14:07:09
Erbain ve Hamsin Günleri
Erbain ve Hamsin Günleri
19.12.2025 10:21:59
Yorum Yazın